30 Aralık 2006

Hırsız

Saat 16.30 gibi, ani bir telefon ve beni bu işe bulaştıran, değerli arkadaşım, daha önce bahsettiğim çok iyi dostluğumuzun uzun süre kırgınlık olmadan, karşılıklı hoşgörü ve anlayış ile devam eden.

Telefonum çaldı.

Eğer iki dakika sonra çalsa ben duşun altında yorgunluk atıyor olacaktım. Çok üzülürdüm doğrusu.

Tabii tatil için bahsettiğim sıcak diyarlara yakınının yanına gitmişti. Yılbaşı ve bayram için.

Evdeki kapıcı telefon edip salon balkon kapısının aralık olduğunu söylemese o da ben de boşu boşuna stres yaşamıyacaktık.

Evin salon penceresi açılmış. Eyvah hırsız olabilir mi?

Yoksa kendisi mi acele ile uçağa yetişme telaşı arasında unutmuştu?

Allahtan yedek anahtarlar var, hemen Beylikdüzü, Acıbadem, Teşvikiye eve giriyorum.

Önce kendisini biraz korkutayım dedim ama doğrusu çok üzüleceğini düşünerek vazgeçtim.

Evde olağanüstü bir şey gözükmüyor. Salonun minik balkona açılan kapısı aralanmış. Rüzgardan mı, yoksa içeri birileri girmiş mi belli değil. Her şey yerli yerinde. En önemlisi emanet lap-top yerinde. Sadece büfenin üzerinde olduğunu sandığı bir adet cep telefonu yok, bulamıyorum.

Neyse öyleyse bile yine ucuz atlatılmış bir olay sayılır.

Sıkı kontrol arkasından bir iki küçük lamba açık bırakılıyor, içeride yaşam devam ediyormuş gibi. Ama sık sık gidip kontrol etmekte fayda var. Bu iş te bana düşüyor.

Olsun canı sağolsun, o eylenmesine baksın, kafasını dinlesin, gönlünce yılbaşını ve bayramı doya doya yaşasın.

Sağol canım, sen merak etme.

Her şey yoluna glirecek üzülme.

29 Aralık 2006

Yeni Yıl - Bayram



Yılbaşı mı Bayram mı?
Evet,
Neden evet denir bilinmez, sanki karşındaki birşey sormuş gibi. Ama yine de yazmaya veya konuşmaya başlarken bu kelime kullanılır. Belki de insanlar zaman zaman karşılarındakilerden böyle bir sözcük bekledikleri için olsa gerek. Evet diye bir cevap almak herkesi memnun ve mutlu eder diye düşünüyorum. Öyle ya bir talebinize evet denmesi, bir arzunuzun gerçekleşebilmesi için bu sözcüğe ihtiyacınız olduğunda, öyle ya yaşamda çok önemli anların işaretidir adeta. Bir genç kıza birlikte çıkabilirmiyiz? Dediğinizde aldığınız evet cevabı, işe kabul edildim mi? Derken aldığınız evet yanıtı, henüz nikah masasına oturmadan benimle evlenir misin? Dediğinizde aldığınız evet’lerin anlamı ve önemi çok büyüktür.
Evet,
Bu hafta insanlar büyük bir coşku ve heyecanla hem yılbaşını karşılamak, hem de bayramı kutlamak üzere hazırlıklar içerisine gömüldüler. Kimileri 5 günlük tatili en iyi ve ekonomik yoldan geçirebilmek için çeşitli seyahat şirketlerinin ve kredi kartlarının sağladığı imkanları gözden geçirirken, kimileri yakınlarının bulunduğu daha sıcak iklimlere doğru yola çıkacağı anı bekliyor, kimileri de evde ailesi, çocukları ve yakın dostlarıyla geçireceği yılbaşını ve sonrasında boşalan İstanbul sokaklarında rahatlığın tadını çıkarmayı düşlüyorlar.
Şu anda bu olasılıkları ben de değerlendiriyorum, ama sanırım son seçeneği yaşıyacağım. Belki de bu yılbaşı ve bayramı sanırım ikinci olarak yalnız geçireceğim. Oysa ne kadar çoktu yılbaşıları, bayramlar kalabalık dost ve aile bireyleri ile güzel yemekler, bolca içilen içkiler, dans, eylence müzik ve saat 00.00 olduğunda yeni yıl kutlamaları, öpücükler, sarılmalar, cep telefonlarına o anda gelen mesajları okumak ve cevaplamıya çalışmak. Belki de yoruldum. Yaşlanıyorum galiba. Böyle kalabalık bir yerde gürültüsü bol bir ortamda bir yılbaşına katlanabilirmiyim bilmiyorum. Ama insanın yanında her şeye katlanabileceği bir sevdiğinin, anlaşabildiği bir dostunun olması bu tabloyu biraz cazip hale getirip renklendirir.
Aslında yılbaşıları pek kutlanacak günler değildir. Neticede bir yılı geride bırakıyorsunuz ve yaşınız bir, bir, bir artıyor. Yaşlanmak korkulacak bir duygu mu acaba?
Bugün Cuma, saat 11.05 ben de yarın yeni yıl ve bayram için biraz dolaşacağım. Belki yakınlarıma ufak tefek hediyeler, yılbaşı akşamı için biraz alış veriş, ve de birkaç şişe şarap.
Bayram için çikolata yetecek sanırım.
Henüz çocuklarımı aramadım, yılbaşı ve bayram programları nedir bilmiyorum. Belki bir yerlere tatile çıkarlar, belki de onlar da bizlerin zaman zaman yaptığı gibi arkadaş ve dost gurupları ile birinin evinde eylenirler. Bunu yarın öğreneceğim.
Erhan 1973 doğumlu, evli. Ayhan 1976 doğumlu, annesi ile birlikte. Eh ben de annemle birlikteyim 19 aydır. Umarım hepsi yılbaşını ve bayramı coşku ve sevinç içinde kutlarlar.
Bu dileğim tüm insanlara, Yeni yıl önce insanlara en çok ihtiyaçları olan sağlık getirsin, daha sonrası malum mutluluk, sevgi, dostluklar sayabildiğin kadar say. Hepsini dilerim. Herkese.

Dargınlıkların sona erdiği bir bayram,
Sağlık, karşılıklı saygı ve güven dolu yeni bir yıl,
Birlikteliklerin tadına varılan bir ömür,
Bunları yaşamak için sadece
Karşılıklı hoşgörü ve birbirini anlamak mı?
Herkese böyle yeni yıllar ve nice bayramlar
D İ L İ Y O R U M .......


Dedim ya ara sıra şiir de karalıyorum diye, bu da öyle oldu galiba.
İlerdideki günlerde eski karalamalarımı bu sayfalara koyacağım. Yine bir arkadaşım suratıma bakıp “Sen şiir yaz becerebilirsin, ama sakın resim yapma” demişti.
Denedim ama galiba her ikisini de beceremiyorum. Düz yazı yazmak daha kolayıma geliyor.
Yaşadıklarımı sayfalara dökmek elbette daha basit. Yaptığınız sadece düşünmek, biraz hatırlamak ve satırları ardı ardına sıralamak.
En çok zevk aldığımız yeni yıl kutlamalarından biri aklıma geldi. Erhan, Saint Benoite okulunda okuyor, belki üçüncü belki dördüncü senesiydi. Okul Aile Birliği yılbaşı eylencesi düzenlemişti, amatörce. Aileler kendi yaptıkları yemeklerden muhteşem bir masa hazırladılar, müzik için de bir arkadaşımın oğlu bizi güzel bir org eşliğinde oldukça coşturdu. Öğretmenler, veliler ve çocuklar çok eylenceli geçtiğini anımsıyorum. Her ailenin aldığı hediyeleri bir masaya doldurup numaralıyarak çekiliş sonunda dağıtıldı. Bize güzel bir mumluk ve üzerinde çok şirin mumu ile beraber ve bir küçük resim çerçevesi çıkmıştı.
Böyle günlerde hediye almak ne hoş bir duygudur. Heyecanla paketi açarken insanlar acaba ne düşünürler, okuyabilsek beyinlerini.
Sonra yüz ifadelerini iyi inceliyebilirseniz kaç derece sevindiklerini de çözebilirsiniz. Mutlaka hoşlarına gittiği kaçınılmaz.
Ben bile şu 4-5 gün içerisinde belki bir şeyler gelir diye beklemiyor değilim.
Ama dedim ya benim de alacaklarım var, yarın zor bir gün olacak.
Belki bu sene bir daha oturamam masaya. Tekrar yeni yılın insanlara özgürlük, barış, sağlık ve dilediklerinin en çoğunu versin diyorum.

28 Aralık 2006

Pazar

Sabah oldu PAZAR Dün akşam dediğim gibi yine yemek sonrası klavyenin başına oturup uzunca birşeyler daha karaladım, ama evet ama, tam save edecekken elektrik kesintisi benim emeklerimi boşa çıkarttı. Düşünmüştüm, yazarken başka bir yerde sık sık save ederek yazıp sonra buraya aktarmayı ama gerçekçi olmaz diye düşünerek yeniden doğrudan yazmıya başladım.Pazar kahvaltıları hergün yapılandan daha değişik oluyor her nedense?Kahvaltı sonrası bir neskafe, yanında günlük bir puro eşliğinde yazmak. Aslında elle yazmak hele dolmakalem kullanarak yazmak çok güzel olurdu. Benim için değil tabii. Bilmem yazdım mı yazımın çok çirkin olduğunu. Ne tuhaf bir açgözlülük belki de, yazı yazmayı sevmememe rağmen dolmakalem hastasıyım. Biriktirdiğim dolmakalemlerimi de sonunda kullanılmamaktan üzülürler düşüncesiyle çok sevdiğim dostum, yakın arkadaşım Prof. Dr. Selçuk MERCAN'a kullanması için verdim. Dedim ya yakın dostlarıma da bu sayfalarda sık sık yer ayıracağım, benim için çok ayrıcalıklı bir dosttur doktor. Biz ona hocam veya doktor deriz.Genel cerrah olmasına rağmen başımız veya dişimiz ağrısa bile ona danışırız. Bu ona olan sonsuz güvenimizden kaynaklanmaktadır. Derin deneyim ve bilgisiyle bize her konuda yol gösterir, en önemlisi içten yardımlarını esirgemez.Hocam ile olan anılarımızı zaman zaman buraya aktarmaya çalışacağım.Hava güzel, hafif sis görüşümüzü engellese de insanı bunaltmıyan güzel bir aralık günü yaşıyoruz. Az sonra tv de Yalçın Küçük hocamız söyleşisine başlıyacak, onu izlemek çok büyük zevk, jestleri ve zaman zaman sinirli tavrı ile insanları aydınlatmaya çalışmasını izleyeceğim. Kısa bir aradan sonra yine klavyeme döneceğim.
Devam ediyorum.
Yalçın Küçük Hocamız her zamanki gibi heyecanlı, zaman zaman asabi mülakatını bitirdi.İzlemesi çok güzel, zaman zaman heyecanlanıyorsunuz, zaman zaman duygusallaşıyorsunuz en önemlisi bilgileniyorsunuz. Tesbitleri ve uyarıları son derece yerinde ve insanın aklına gelmeyen tesbitlerde bulunuyor, kişilerin sözlü ve yazılı beyanlarından.Küçük yaşta çalışmaya başlıyan ve uzun süre de yoğun çalışma temposu ile bunu devam ettiren biri için tatil günleri ne yalan söyliyeyim biraz ukalalık olacak ama, çok renkli geçmiyor.Sabah kahvaltısı, varsa bir tv programı, biraz gazete ve kitap gezintisi, belki yakın bir dostla bir çay veya kahve keyfi ile birlikte küçük bir şehir turu. Arada biraz klavye ve akşamın oluşu ile yeni bir günün başlangıcını beklemek.Bugün pazar. Bir dost bulup şehir turunu yapabilirsem günü istediğim gibi tamamlamış olacağım."Bu işe bulaştım" demiştim. Evet beni bu işe bulaştıran arkadaşım belki de bana tanıştığımızdan bugüne en hoş tavsiyelerinden birini yaptı. Alışacağım, sık sık ve uzun uzun yazacağım gibi hissediyorum kendimi. Arkadaşım da "bir başla devam edeceksin muhakkak" dedi.Bu arkadaşımdan da söz edeyim yeri gelmiş iken. Uzun senelerdir tanışırız, çok yakın dostluklarımız oldu. Hiç birbirimizi üzmedik, kırılmadık, öylece uzun yıllardır dostluğumuz sürmekte.Zaman zaman birbirimizin dertlerini dinler, bir çıkış ararız. Birbirimizi rahatlatır, hayata daha olumlu yönlerinden bakarak sıkıntılarımızdan, endişelerimizden kurtulmaya çalışırız. Bunda ben biraz daha baskın oluyorum gibi.Geçenlerde güzel bir söz duydum, kim söylemiş hatırlamıyorum ama, "GÜN BİR GÜNDÜR, O GÜN DE BUGÜNDÜR" Ben de bu söze bağlı olarak yaşamıya çalışıyorum. Kimileri gibi yaşanmış, üzücü, sıkıcı, hatalarla dolu eskileri hatırlayıp da kendimi sıkıntıya sokmam. Günümü yaşamaya, önümdekileri değerlendirmeye çaba harcarım. Sanki o zaman daha mutlu oluyorum gibi. İnsanlar tüm yaşamları boyunca sonsuz sıkıntılar, zorluklar yaşarlar. Bunları yaşamadan hayat olmuyor zaten. Ama arada yaşanan mutlulukları unutmamak lazım, bence sorun mutlulukların hüzünlerden daha fazla olmasa bile onları anımsamak, hüzünlerden uzaklaşmak belki de sağlıklı yaşamın şartlarından biridir diye düşünüyorum.İş günleri daha yoğun bir tempoda geçtiği için belki de, tatil günlerinden daha hareketli ve dolu dolu, insanı yaptığı işin sonucunda yaratıcılığı ve görevini başarı ile tamamlaması da ayrı bir mutluluk.İnsanın benliğine girmiş, devamlı beynini kemiren bir histir sıkıntıları aşmak, nasıl aşmak, aşarken katlanılan zorluklar, zaman zaman bizleri gerçekten karamsarlığa iter. Urdu'ca bir atasözü vardır. "TANRIM YOLUMA GÜÇLÜKLER ÇIKAR, ONLARI AŞMAK İÇİN GAYRET GÖSTERMEK ZORUNDA KALAYIM." Gibi bir sözdü. Oysa bizler hiç sıkıntı çekmeden yaşıyalım isteriz. Böyle bir yaşam süren birinin olduğunu sanmıyorum. Ama bunu bile bile yine de sıkıntılarımızı aşmakta zaman zaman çok zorlandığımız da bir gerçektir. Oysa hiçbir sıkıntı, eziyet, hatta işkence bile katlanılmayacak kadar acı değildir.Biraz edebiyat yaptım galiba.Güncel olalım biraz.Bulunduğum yer İstanbul şehir merkezine oldukça uzak sayılır, Beylikdüzü. Yaklaşık 45 km. mesafede, yerleşim planı güzel, çevre düzenlemesi de fena sayılmaz. Havası da şehir merkezine nazaran biraz daha serin olmasına rağmen havadar, ferah. Hele gürültü yok denecek kadar az, evimizin karşısındaki okuldan zaman zaman çocukların teneffüslerde oyun oynarken yaptıkları gürültü de gelmese bayağı bir terkedilmiş kent havası var.Akşam eve gelince arabanızı park edecek bir yer rahatlıkla buluyorsunuz. İşte şehir merkezi ile aramızdaki en olumlu fark bu bence. Teşvikiye'de ve Levent'te oturduğum sıralarda akşam arabayı bırakacak yer bulmakta nasıl zorlandığımı hatırladıkça gülmek geliyor içimden.Pazar günleri de Belediye pazarını gezmek, değişik insanlarla karşılaşmak, düzenli pazarımızda alış veriş yapmak birkaç saatimizi çalıyor.Tezgahtarların bağırışlarını, hanımların tezgahın başına konup adeta tüm malları birer birer inceliyerek sonunda belki bir tane almaya karar verebilmelerini izlemek çok hoş. Her hafta aynı pazar kurulmasına rağmen belki yeni birşeyler gelmiştir diye insan dolaşmadan yapamıyor. Pazarlarımız çocukluğumdan beri çok ilgimi çekmiştir. Eskisi gibi hammallar yok belki ama naylon poşetlere doldurulanları insanlar arabalarına kadar kendi marifetleriyle taşıyorlar, yanlarında küçük çocuklarını da sürükleyen anneler, bazen sıkıntıdan patlayacak duruma gelen kocalarına da laf yetiştirmekten geri kalmıyorlar. Dilerseniz bir köşede oturup dinlenirken pazar içinde dolaşan çaycıdan çayınızı veya kahvenizi içerek sigaranızı tellendirebiliyorsunuz.Tezgahların her gün başka semtlere insan gücü ile taşındığını düşününce hayatın zorluklarını gözlerinizle çok yakından görebiliyorsunuz.Sabah 6 da tezgaha gelip, arabadan eşyaları, sebzeleri, meyvaları büyük bir titizlikle dizmek, alışverişe gelenlerle zaman zaman - El sürmeyiniz, seçmek yok, ben vereceğim, canın sağolsun abla, buyur amca, dahası, -Batan geminin malları, çalan vermez, üç tane alana 1 tane de bedava gibi bağırışlarla insanlara hizmet veren esnafın da hakkını vermek glerekir.Bizler ise sadece para öderken, -Ne kadar pahalı, geçen hafta daha ucuzdu, deriz ama yine de torbaları doldurup evin yolunu tutarız. Akşam saati geldiğinde bağırışlar değişir.
-Mostrası kaldı, hepsi ..... TL. gibi biran önce malları bitirip, tezgahı toplayıp ertesi günü yeni bir pazar yerine gitmenin hazırlıkları başlar.Pazar sohbeti bu kadar. Belki akşama belki de yarın yeniden klavyenin başına oturacağım. Günlük yazılara devam edeceğim. Arkadaşlar, dostlar, akrabalar, iz bırakanlar bu sayfalarda sıkça yer alacaklar. Onları da belki benim bile bugüne kadar bilmediğim yönleriyle tanıyacağız. Hoşçakalalım.

Başlıyorum

Nereden geldim ben buraya?

Evet nereden geldim ben buraya?Bir arkadaş sohbeti sırasında çıktı bu yazma işi. Aslında yıllar önce, hatta çocukluk yıllarımdan beri hep yazmak istemişimdir. Yazmayı hiç sevmememe rağmen. Yazmazsan yazın da gelişmez ve benim gibi doktor yazısını aratır olur. Bir yerde güzel yazı gördüğümde veya güzel yazı yazan bir insana rastladığımda onun uzun uzun yazı yazmasını arzu eder ve hayranlıkla seyrederdim.Yazmak....En önemli işlevidir insanoğlunun. Yazılanların okunması bizi nerelere götürür, nerelerde yaşatır. Öğretir, eğitir, bilgilendirir. Yazmak insana zor gelir genelde, yazılanları okumak ise daha da zor gibidir. Ben de yazmayı sevemediğim gibi okumaya da ülkemiz şartlarında geç başladım sayılır. Ama okudukça okumak geldi içimden ve aradaki farkı kapatabilircesine çok çok okumaya başladım. Şimdi de yazmaya. Uzun kitap yazanları çok merak etmişimdir, nasıl başlanır, nasıl ilerlenir ve nasıl bitirilir bir kitap. Her halde en zor kısmı bitiştir sanırım. Benim düşünceme göre yazmıya bir kere başlandı mı elbetteki bunu meslek edinmiş kişiler için bu enazından böyledir sürüklenir gider ve finali zor gelir diye düşünürüm. Elbetteki finalde mutlaka değerli bir eser çıkacaktır ortaya.Eğer bu işi devam ettirebilirsem, bana bu yolu gösteren sevgili arkadaşıma nasıl teşekkür edeceğimi şimdiden düşünmeye başladım. Kendisi de her şeyden kolay kolay mutlu olmaz laf aramızda.Bu yazdıklarımı ve yazacaklarımı kendi el yazım ile yazmış olsaydım eminim ben dahi okumakta zorlanırdım. Belki de yazımı geliştiremememin sebebi şu anda şükranla anmak istediğim Lise yıllarımda bana daktilo yazmayı ve çok hızlı yazmayı öğreten, sevgili Daktilografi öğretmenim SEVİM YENER hocamdır. Sevgili hocama sağlıklar diliyorum. Evet zaman zaman sıkılabilirsiniz ama yaşamım boyunca benimle ilgilenen, bana yol gösteren, iş hayatımda karşılaştığım ve bende iz bırakan dost ve yakınlarımdan burada çok sık bahsedeceğim. Zira biraz fasla sosyal bir insanım sanırım.İnsanlar önce aileleriyle sonra da yakınlarıyla, dostlarıyla, arkadaş ve tanıdıklarıyla hasılı çevreleriyle bir bütündür diye düşünüyorum. Bilemiyorum ama ben çok ararım dostlarımı, onlarla buluşmak dertleşmek, görüşemediğimiz zamanlarda neler yaptığımızı karşılıklı anlatarak sohbet etmek belki de beni hayatın sıkıcı bölümlerinden uzaklaştırdığı için çok sık yapmaya çalışıyorum. Lise arkadaşları ile zaman zaman buluşmak, Üniversite arkadaşlarıyla buluşmak, hatta 3,5 aylık askerlik döneminden kalma arkadaşları da zaman zaman arayıp dertleşmek, sohbet etmek beni çok mutlu eder.Evet bugün ilk gün heyecanı ile fazla uzun yazamıyacağım sanırım. Gerçi gün bitmedi henüz saat 18.45 günlerden Cumartesi. Yemek sonrası tekrar klavyenin başına oturacağımı düşünüyorum.