Yeni yılda neler değişecek, değişmeli veya değişti mi?
Bence değişen bir şey yok gibi. Unutmadan yeni yıla Saddam’ın asılma görüntüleri ile girmemiz müslüman bir ülke vatandaşı olarak beni çok etkiledi. Bugün tartışıldığı gibi uzun seneler de tartışılacaktır neden asıldığı. Asılmayı hak eden başka insanlar yok mu da Saddam asıldı? Veya daha sırada bekleyen bu cezayı hakeden kimler var? Yoksa insanlık suçu sayabileceğimiz, bir insanın canına bu şekilde son vermenin hala günümüzde yaşanması acaba bizleri utandırmalı mıdır? Hep söylenir “karıncayı bile incitmez” Hoş karınca incinmez, direkt ölür.
Gazetelere bakıyorum da bazı siyasilerin “Bayramda asılması müslümanlar için iyi olmadı” gibi buna benzer beyanları var. Sanki bayramdan önce veya sonra asılsa idi daha uygun mu olacaktı? Diye de sormak lazım. İşte bu siyasiler ülkeyi yönetmeye talip oluyorlar ve bizler de seçenek kıtlığından Ülkemizi ve bizleri yönetsinler diye seçmek zorunda bırakılıyoruz.
Neyse, bu tartışmalar sürüp gider. TV yayınları insanları uyutmaya devam ederler, insanlar da ne verirlerse onu almaya alıştırıldılar zaten.
- Hangi manken kimle ne yapıyor?
- Kim kimi soymuş?
- Aile faciaları,
- Yangın, soygun,
- Ekonomi tıkırında,
Velhasıl bir sürü boş ve çirkin görüntülerle günün sonunu getiriyorlar. İnsan düşünmeden edemiyor, bu RTÜK denen kurum ne iş yapar diye. Kendi ismini bile yanlış söyleyen bir kurum. Nedense konuşurken insanlar neden rütük derler? Retük demek gerekmez mi? R harfinin okunuşu re olduğuna göre. Böyle de bir ifade kirliliği yaşıyoruz, yanında tabii yabancı kelimelerin bol kullanıldığı bir Türkçe olunca bu tür sonuçlar kaçınılmaz oluyor. Ben arkadaşlarla yazışırken biraz da hoşluk olsun diye örneğin, cd (sidi) yerine cede diyorum, tv (tivi) yerine teve diyorum, dvd (dividi) yerine devede, bunun gibi birçok konuda türkçe ifadeler kullanarak düzeltmeler yapıyorum, insanların da hoşuna gitmeye başladı. Belki alışırlar doğruları bulmaya.
Bir profesör büyüğüm söylemişti. “Bir ülkede ne kadar çok ve yersiz yabancı kelimeler kullanılmaya başlanırsa o ülke kültüründen o kadar uzaklaşmıştır” diye. Yanlış olduğunu hiç düşünmüyorum.
Hele bir tanesi var ki insanın gülmek yerine oturup uzun uzun düşünmesi lazım. Son zamanların moda kahvaltı mekanlarından Simit + Çay.

Bir tanesi tabela asmış aynen şöyle: Geleneksel Osmanlı Simit House
Bir diğeri, Simit Evi Breakfast. Bir başkası: Simit Evi Geleneksel fast food
Simitin karşılığını da yabancı dil ile yazsalar iyice anlaşılmaz olacağından korkuyorlar anlaşılan.
Yabancı kelimeler kullanımı demişken bir de çok gıcık (kusura bakmayın) olduğum bir şey daha var yazmadan geçemiyeceğim.
Arabanın arkasında camda sallanan bir tabela: “Baby on board” Ne yapalım yani sana özel ilgi mi göstereceğiz, herkes anlar mı ne demek istediğinden, şunu türkçe olarak sallandırmak çok mu garip olur?
Bunları çoğaltmak mümkün. Bu da bir kirlilik değil mi?
Kirlilikten uzaklaşalım, hava bugün pırıl pırıl diyebileceğimiz bir bahar havasını andırıyor. Ilık sayılabilir ocak ayına göre, gökyüzü açık ve parlak güneş ısıtıyor tüm kış mevsiminin böyle geçmesini dilerim. Şunun şurasında herkesin özlemini çektiği yaza da 70 - 80 gün kaldı sayılır. Gelsin güneş, kum, deniz, sevinsin çoluk çocuk. Okul tatili başlasın, kabus sona ersin gibi.
Öğlen oldu, Silivri’ye gitmem gerekiyor, bir mahkeme meselesi için.
Dönüşte belki Silivri’den de izlenimlerimi aktarırım. Son yıllarda çok geliştiğini görebiliyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder